Meriç, “Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre Türkiye’de cezaevlerinin toplam kapasitesi 299 bin kişi. Ancak hâlihazırda cezaevlerinde 371 bin 587 tutuklu ve hükümlü bulunuyor. Bu da kapasitenin yüzde 24 oranında aşıldığını gösteriyor. Aşırı doluluk yalnızca fiziksel koşulları değil; temel haklara erişimi de ciddi biçimde etkiliyor. İnsan Hakları Derneği’nin 2022 yılı raporuna göre, cezaevlerinde en az bin 517 hasta mahpus bulunuyor ve bunların 651’i ağır hasta statüsünde. Ancak özel tedavi imkânları bir yana, mahpuslar en temel sağlık hizmetlerinden bile yoksun. Meriç bu tabloyu, “Devlet, vatandaşının yaşam hakkına gözünü yummuş durumda. Üç maymunu oynamak artık bir tercih değil, bilinçli bir politika hâline geldi” dedi.
HAKLAR KAĞIT ÜZERİNDE KALDI
Meriç, Ceza İnfaz Kanunu’nun 6. maddesi ile Anayasa’nın 17. maddesini hatırlatarak, cezaevinde bulunan herkesin insan onuruna uygun muamele görme hakkına sahip olduğunu vurguladı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. ve 10. maddelerinin de açıkça ihlal edildiğini belirten Meriç, “Bu ülkede ceza artık sadece özgürlüğün kısıtlanması değil; insanlık onurunun da sistematik olarak yok edilmesidir” dedi.
MAĞDURİYET BÜYÜYOR
Meriç, cezaevlerinde bulunan kişilerin yalnızca suçlular olmadığını, barışçıl eylemlere katılmış gençler, ailesine bakan yurttaşlar, üniversiteye hazırlanan öğrenciler ve hasta yakınları gibi birçok insanın da temel haklardan mahrum bırakıldığını ifade etti. Bu insanların adalet değil, keyfiyetin mağduru olduğunu belirterek, “Bugün cezaevlerinde tutulanlar, hukuk devletinin değil; vicdansız bir sistemin kurbanlarıdır” dedi. Meriç, 31 Temmuz’da yürürlüğe giren COVID İnfaz Yasası’na da sert eleştiriler yöneltti. Bu düzenlemenin adalet duygusunu zedelediğini, eşitlik ilkesinin hiçe sayıldığını ve keyfi ayrımlar yaratıldığını söyledi. Suçun niteliği yerine, cezanın türüne ve yargılama sürecinin hızına göre ayrım yapılmasının adil yargılanma hakkını ortadan kaldırdığını vurguladı. “Devletin yargıdaki yavaşlığı vatandaşa ceza olarak döndü. Hukuk devleti ilkesi açıkça çiğnendi” diyerek yasanın uygulama biçimini eleştirdi.